Sina Misbah Kapot – Kaptan
Rize, Güneysu, Kaptan Ahmet Erdoğan AİHL
Sürükleniyorum.
Zihnimin nihayetsiz desiselerine kapılmış sürükleniyorum.
Cehaletimin cezasını canımdan cüz cüz öderken sürükleniyorum.
Zihnim bedenimi terk ettikçe cezamı çekiyorum!
Unutulmuş aklımın farkına yaralarımın ızdırabıyla varıyorum.
Arıyorum pusulamı, dalgaların esiri…
Hırçın dalgalar çiğnemiş beynimi ve kalbimi.
Artık çiğnenmemek için kaptanı bekliyorum.
Kaybolmuş pusulamı bulmak için bekliyorum.
Tutundukça güverteye artıyor rüzgâr.
Takatim azaldıkça güçleniyor dalgalar.
Aklıma set çekmiş çelikten bir duvar.
Savaştığım cehaletim, boğuştuğum dalgalar.
İsyankâr sorular diziliyor peş peşe,
Niçin yaşamak, savaşmak niye?
Niçin bu sitem, bu haykırış kime?
Yalnızca bir misafirsem bu gemide
Yolcular çırpınırken kaptan nerede?
Fırtınanın doruğundan geliyor sesi kaptanın:
Yegâne müsebbibi sensin fırtınanın,
İşte cezası, kaybettiğin imtihanın.
Geçmeli ilim içinde, artakalan hayatın.
Sabret! Aralanıyor kapısı, namütenahi hayatın.
Aklın varsa sende mesuliyet,
Cahiliyet ancak kendine melanet.
Kalem ve kitap ne büyük nimet.
Kaleminle, kitabınla dalgalarla harp et!
Savaştığım cehaletim, boğuştuğum dalgalar.
Ancak çaresiz değilim bu sefer.
Dümende kaptan, elimde kalem var.
Artık savaşmaya cesaretim,
Artık fütuhata haddim var.
Ve diniyor fırtına, merhamet fışkırıyor sudan.
Güneşin ışığı süzülüyor, bulutlar arasından.
Yüzünde tebessüm, el sallıyor kaptan.
İşte nihayet vardığım liman,
İşte mükafatı aklın, cezamın ardından.