Serap Genç – Bavuldaki Hayaller
Rize, Merkez, Merkez Anaokulu
Uzak bir ovada, gökyüzüne en yakın yerlerden birinde yaşayan küçük bir zürafa vardı. Adı Zera’ydı. Boyu uzundu ama hayalleri ondan da uzundu. Boynuna bağlı rengârenk bir balon taşır, yanında ise hiç bırakmadığı eski bir bavul gezdirirdi.
Bu bavul sıradan bir bavul değildi. Zera, bavulunun içinde hayallerini saklardı. Bir sabah güneş doğarken, balonu hafifçe rüzgârda sallanırken Zera kararını verdi:
“Artık hazırım… Hayallerimi gerçekleştirebilirim. Ama önce doğru yeri bulmalıyım” dedi ve bavulunu alarak yola çıktı.
Az gitmiş, çok gitmiş.
Bir ormana gelmiş.
Ama bu orman, Zera’nın hayal ettiği gibi değildi. Ağaçların bazıları devrilmiş, bazıları kurumuştu. Kuşlar sessizdi. Küçük hayvanlar saklanmıştı. Zera bavulunu yere koydu.
“Belki de burasıdır…” dedi kendi kendine. Tam bavulunu açacakken durdu. “Hayır… burası doğru yer gibi hissettirmiyor.”
Gitmeye karar verdi.
Ama gitmeden önce etrafına baktı. İçinde tuhaf bir his vardı. Bavulunu açmadı ama elleri boş da gitmedi. Dalların arasını temizledi. Küçük fidanları dikti. Yıkılan yuvaları düzeltti. Sessiz ormanda yeniden küçük sesler duyulmaya başladı. Bir kuş kanat çırptı. Bir sincap ağaca tırmandı.
Zera gülümsedi. “Sanırım biraz daha aramalıyım.” Ve yoluna devam etti.
Bir süre sonra bir dereye ulaştı.
Ama dere kupkuruydu. Taşlar suskun, toprak çatlamıştı. Suyun sesi yoktu. Zera yine bavulunu yere koydu. “Belki… burasıdır?” Ama yine aynı his… “Hayır… burası da değil.” Tam gidecekken durdu. “Peki ya biraz yardım edersem?”
Taşları tek tek yerinden oynattı. Önü kapanmış yerleri açtı. Toprağı eşeledi. Yoruldu ama vazgeçmedi. Bir süre sonra küçük bir damla göründü. Sonra bir tane daha… Ve sonra… Su yeniden akmaya başladı. Şırıl şırıl. Zera’nın gözleri parladı. Ama yine de bavulunu açmadı.
“Demek ki hâlâ doğru yeri bulamadım…” dedi ve yoluna devam etti.
Yolculuğu onu küçük bir köye getirdi. Orada çocuklar vardı. Ama oyun yoktu. Kahkahalar yoktu. Hepsi sessizce oturuyor ve bir şeye bakıyordu.
Zera bavulunu yanına bıraktı. “Belki de… burası…” Ama yine durdu. “Hayır… içimde hâlâ bir eksiklik var.”
Bu sefer bavulu açmadı ama balonunu çözdü. Çocuklara uzattı. Balonu ve onu uzatan zürafayı görünce hepsinin yüzünde bir tebessüm oluştu. Beraber oynamaya başladılar.
Zıpladılar, güldüler, koştular.
Köy bir anda değişti.
Sessizlik yerini kahkahalara bıraktı. Zera çocukların gözlerine baktı. İçinde sıcak bir şey hissetti. Ama yine de: “Sanırım hâlâ doğru yer değil…” dedi.
Çocuklarla vedalaştı ve yoluna devam etti.
Yürüdü, yürüdü, yürüdü… Artık yorulmuştu. Bir tepenin üzerine geldi. Etrafına baktı. Orman yeşermişti. Dere akıyordu. Köyden kahkaha sesleri geliyordu. Zera yavaşça bavulunu yere bıraktı. Bu sefer farklıydı. İçinde bir ses vardı:
“İşte… burası” diyordu.
Yavaşça bavulunu açtı. İçine baktı. Ama…
İçinde sandığı gibi büyük şeyler yoktu. Sadece küçük, sıradan görünen şeyler vardı. Bir avuç tohum. Birkaç balon. Bir tutam emek. Bolca gülümse…
Zera şaşırdı. “Hayallerim bunlar mıydı?”
Bir süre sessiz kaldı. Sonra onu buraya getiren tüm o yola baktı.
Ormana baktı… “Fidanları ben dikmiştim…” Dereye baktı… “Suyun yolunu ben açmıştım…” Köye baktı… “Çocukları ben güldürmüştüm…”
Birden durdu. Gözleri büyüdü. Ve yavaşça gülümsedi. “Ben… zaten yapmışım. Hayallerimi gerçekleştirmişim”
Bavuluna tekrar baktı. Sonra gökyüzüne. Balonu hâlâ oradaydı. Zera bavulundan yeni bir balonu şişirerek serbest bıraktı. Balon yavaşça yükseldi. Zera fısıldadı:
“Demek ki hayaller… bir yerde değil. Yolda gerçekleşiyormuş.”
Ve o günden sonra Zera, artık doğru yeri hiç aramadı.