Reşat Önder – Modern Yaşam ve Psikoloji
Rize, Pazar, Haberal Vakfı Yaşar ve Medine Haberal Ortaokulu
Modern yaşam denince yaşadığımız çağ akla gelir. Çağımız, modern teknolojisiyle her alana girmiş, dünyayı bir evden dahi küçük hâle getirmiştir. Aile büyüğü de olsa odalarının bir mahremiyeti varken, ulusların mahremiyeti genel manada ortadan kalkmıştır. Gelişen iletişim araçları insanların duygu ve heyecanlarını her an kamçılar hâle gelmiştir. Bir telkin boyutuna varan iletişim araçlarından aktarılan mesajlar; öfke, kaygı, hüzün, sevinç vb. heyecanlarımızın motifi hâline gelmiştir. Kültürel, sosyal, iktisadi ve siyasi kaosu, çıkarlara dayanan farklı kaynaklı telkinlerle evimize aktarmaktadır. Bu ortam içinde bulunan, öfkelenen insanlar evden taşmaktadır. Ve de okulda, evde, sokakta, iş yerinde ve diğer sosyal zeminlerde coşkusunu taşımaktadır.
Bilgisizlik ve fakirlik, geri kalmış toplumların ortak özelliğidir. Kültürel, sosyal ve siyasi olgunluğa ulaşamamış bu toplumların modern teknolojik araçların ithali tutkuları olmuştur. Kendilerini cehalete ve fakirliğe mahkûm eden bu söz konusu toplumlar, dünyada oynanan psikolojik savaşı evlerine taşımışlardır. Maurice Megret’in: “Psikolojik savaş, devletler ya da uluslararası ilişkilerde örgütlenmiş bir zorbalık türüdür. Ama gerçek kişilerle mala, mülke yönelen geleneksel zorbalığın yerine ve onun ötesinde, zihinlere yönelmiş bir zorbalıktır.” (1) şeklindeki tespitini göz ardı etmişlerdir.
Ailede, okulda ve çevrede iç içe olduğumuz telkin olgusunu Vahap Okay’ın tespitine göre: “Maddeten ve manen zayıf olanlara, kadınlara ve topluluklara daha çok etkileyicidir. Plansız, programsız topluluklar canlıdır. Devrim, savaş, ekonomik bunalım, cinayet, kıtlık ve felaket anlarında halkın heyecanı artar. Toplum, kendisine güvendiği propagandacıları aracılığıyla, önüne geçilmeyen bir kuvvet hâlinde kırar, döker. Birey bilinci işlemediği için meydana gelecek sonuç üzerinde mantık ve muhakeme yürütmez… Topluluk psikolojisi öyle bir güçtür ki şoförsüz, frensiz bir otomobil gibi nereye çarpacağı, kimleri ezeceği belli olmaz.” (2) şeklinde yorumlanmaktadır.
Hâlbuki ilk bakışta birey kaynaklı sanılır. Hâlbuki heyecanların bireyde oluşması dış etkenlere bağlıdır. Hatta bireylerde oluşan heyecan bir sosyal ortam içinde gerçekleşir; olumlu veya olumsuz bir değer almaktadır. Bundan ötürü heyecanlar, grup psikolojisi ve sosyal ahlak ile sıkı ilişki içindedir. Erol Güngör’ün ifadesiyle: “İnsan sadece bir fert değil ‘cemiyet içinde bir fert’tir.” (3) Bu tespitler, önceki bölümlerde ortaya konan verilerin bir sonucudur. Demek ki fert; kendi dünyası ve dış dünyanın ortaklaşa ürettiği sosyo-psikolojik bir varlıktır.
Organik dengesizlikleri yaratan yalnız modern yaşam değildir. Aşırı coşkusallıklar; bunaltı ve korkudur. Bunaltı, tekrar ediyorum, bu açıdan bakıldığında ilk sırayı alır. Genellikle psikosomatik hastalıkların büyük kısmına neden olur (takınak, saplantı, ülser, mide hastalıkları vb. gibi). (4)
Heyecanlar ve bunaltılar tüm bir modern hastalıklar dizisini oluşturur. Fakat önemli olan, heyecanın değil de beyin kabuğunun sahip olduğu hâkimiyettir. Bir heyecanın ciddiyeti ve yankılanması daima, egemen bir efendi olan beynin yetersizliğinden ileri gelir. Modern yaşam bir beyin ve vücut dengesi için bir şey yapamaz. Öyle ki beyni, kendisini yoran ve karıştıran tüm unsurlardan korumalıyız. Derin kökenli, bilinçsiz ve uzun süreli heyecanların büyük tehlikesini ortaya koymaya çalıştık. Heyecan ve baskılarla yüklü karmaşalar, beyin düşmanlarının en önemlilerini oluştururlar. (5)
Demek ki birey hem iç hem de dış cepheden gelen etkenlere karşı dirençli olmalıdır. Bir sanatçının ifadesiyle: “Direnmek yaşamaktır.” Direnmek bir heyecan olgunluğudur. Gerek olumlu, hayırlı faaliyetlerin devamı için olsun gerek olumsuz aktiviteleri frenlemek için olsun direnç ve sabır şarttır. Direnç, şuurlu bir iradenin olgun bir beden üzerinde hayata yansımasıdır. Bu bir yönüyle hayata uyum demektir. Kelebeklerin rüzgâr önündeki uyumu gibi değil, bireyin iradesi ile dış etkenlerin uygun ortam ve süreç içindeki çarpımına eşittir. Bu olgu, insanlar ile diğer canlıları birbirinden ayıran en belirgin özelliklerdendir. Örneğin; insanlar yeryüzünün her tarafına yayılıp yaşarken diğer canlıların belli ortamlarda ve coğrafi konumlarda yaşamaları bundandır.
1 MEGRET Maurice; Psikolojik Savaş, (ter. Samih Tiryakioğlu) Varlık Yayınları, İstanbul, 1972, s.6.
2 OKAY, Vahap; Teknik Propagandanın Esasları ve Modern Propaganda, Okay Yay. İstanbul, 1957.
3 GÜNGÖR, a.g.e, s.59.
4 DACO, a.g.e., s.290.
5 DACO, a.e., s.291.