Rize, Güneysu, Kaptan Ahmet Erdoğan AİHL

Yazmanın ve okumanın insan üstünde iyileştirme gücü var mıdır? Sağaltmak; sözlük anlamıyla iyileştirmek, tedavi etmek anlamında kullanılmaktadır. Peki edebi sağaltım mümkün müdür? Edebiyat tarihine bakıldığında İslamiyet öncesi dönemden günümüze kadar farklı tür, şekil ve içeriklerle edebiyat insanlığa hizmet etmiş ve hala sanat dalları içerisinde tüketimi en çok olan bir estetik alan olarak varlığını sürdürmektedir. Tüketimin bu alanda daha fazla olmasının da elbet bir sebebi olmalıdır.

Sait Faik Abasıyanık’ın “Haritada Bir Nokta” hikâyesinde geçen “Yazmasam deli olacaktım” ifadesi, yazma ediminin bir varlık için ne denli öneme sahip olduğunun bir kült ifadesidir aslında. Edebiyat sözel ya da yazılı olanların okuyarak ya da dinleyerek üretim – tüketim sürecinden geçtiği bir sanat dalıdır. İslamiyet öncesinde bir sagunun veya Divan şiirinde bir gazelin ya da rubainin, günümüz şiirinde ise bir satirik şiirin meydana getirilme nedenleri aynıdır. Üreticisinde bir rahatlama duygusu oluşturmak ve neticesinde ruhu iyileştirmektir.

Günümüzde edebiyatın yazar ya da okur saflarında yer alan insanlardaki edebi yönelimin amacı derinlerde hissettikleri yaralarını iyileştirmektir. Kendini iyi hissetmek için, intihar etmemek için, hayatı anlamlandırmak için yazmak ya da okumak bir ihtiyaç olarak görülmektedir. Yazmasa deli olacak yazar ile okumasa boğulacak bir okur arasında pek de fark yoktur alında.

Bibliyoterapi gibi bir yöntemle ruhsal veya duygusal sorunlar yaşayan bireylerin okuma eylemiyle beraber sağaltım süreçlerine faydalı terapötik bir yöntem bulunmaktadır. Anlatmaya bağlı edebi metinlerdeki kurmaca dünyanın bir anlamda gerçek dünyayla benzer sorunları ele alması okuyucunun empati kurmasıyla iyileşme sürecine girmesini sağlar. Bibiliyoterapist olarak çalışanların danışanlarına başlarına gelmiş zorlu olaylarla roman kahramanları arasında bağ kurarak onlara yardımcı olmaya çalıştıkları bilinmektedir.

Okumanın veya yazmanın her türlüsü bir edebi yönelimdir. Kutsal kitabımız Kur’an’ı Kerim’in okunması da bu anlamda ruha şifadır. Ruha iyi gelen bedene de iyi geleceğinden yüce yaratıcının bizlere gönderdiği kitapla da kullarını iyileştirmeye çalıştığı çıkarımında bulunmak doğru olacaktır. Zira Kur’an ayetlerinde bu durum örneklerle verilmiştir. Ruhsal sıkıntı yaşayanlar, bunalıp daralanlar, yaşadığı sorunlardan kurtulup selamete ermek için İnşirah suresini okurlar. Yüce Allah İsra suresinin seksen ikinci ayetinde ise “Biz Kur’an’dan öyle bir şey indiriyoruz ki o müminler için şifa ve rahmettir, zalimlerin ise yalnızca ziyanını artırır.” Diyerek Kur’an okumanın şifa kaynağı olduğunu kullarına müjdeler. Buna benzer ayetlerde Taha Suresi 25-28. Ayet, Yunus suresi 57. Ayette Kuranın sağaltıcı yönü ayetlerle sabitlenmiştir.

Yaşama umuduyla varlığını sürdüren insanoğlu bu süreçte kendini hayata bağlayan çeşitli unsurlara yönelme eğilimindedir. Bu yaşam damarlarından biri de edebi eğilimdir. Okumak, yazmak ya da dinlemek nefes almanın bir diğer yöntemidir. Küçük Prens ile dünyayı keşfetmek, Keloğlan ile maceraya koşmak, Zeze ile sırdaş olmak insanı kısa ya da uzun vadede mutluluğa sürükler. Edebi ürünler okuyucuda mutlak bir ayna görünümündedir. Öyle ya da böyle sözün tılsımına çeker okuyucuyu. Ona farklı alemler sunar. Kendi yaşamına yakın durumlar anlatılırsa metinde kendini bulur, varoluşunu anlamlı hale getirir. Hayatta doğru ya da yanlış yolda olduğunun farkına varır.

Okur kitlesinin ruhsal durumları, kendi kapasiteleri, duygusal değişimleri metinden alacağı şifanın da oranını belirler. İhtiyaç duyduğu ölçüde okuduğu, dinlediği ya da yazdığı edebi metin parçalarından istifade eder. Şiir, hikaye, roman ya da masallar tüketicisinin ruhunda karşılık bulup onun ihtiyacı oranında iyileştirir. Edebi terapide amaç şifalı bitkiler ya da kimyasal ilaçlar değil ruha okunan kelimelerdir.

Okumalı, yazmalı, ruha şifa katmalı…

Editör: İsmail Şimşek