Rize, Merkez, Çay İlkokulu

Okuduğumuz yıllardan bilirim. Ders kitaplarında özellikle sosyal ve edebiyat türünde olanlarda aile konusu geldiğinde aileyi bir evin yapımında kullanılan taşlara benzetmesi ilgimi çekmişti. Hatta devlet yapılanmasının en küçük temsili birimi şeklinde izaha çalışan, ismini bilemeyeceğim ama ders kitabındaki yazısının ana fikrini unutamadığım bir yazarın düşünceleri beni etkilemişti. Ona göre aile toplumun en küçük yapı birimiydi. Taşlar bir aileye benzetilecek olsa taşların düzenli olarak oluşturduğu şekil devlet teşekkülünde millet şuurunu oluşturuyordu ve bu millet olma şuurunun bütün bakanlıkları, aslında temsili anlamda aile içinde ebeveyn üzerinde toplanıyordu.

Ebeveyn aileyi koruyan, kollayan, aileye yol gösterendi, bizim zamanımızda. Kısaca aile devletin küçük prototipiydi. Şefkatle, sevgiyle, merhametle korunan bir zırhtı. Bilgilendiren, eğiten, öğreten, yönlendiren, rehberlik eden ilk okulumuzdu. Sapkın hedeflere o kadar açık değildi.

Eskiden hatırlıyorum da anne babanın çocuk üzerine etkisi inanılmazdı. Onun içindir ki toplu yaşamın düzen sağlamada kurduğu kurumların yükünü alan bir işleve sahipti, aile. Ama zamanla bu yapı bozulmaya uğradı, tabi. Babayı anneyi dinlemeyen asi, buyur edilemeyen çocuklarımız çoğaldı. Kurumların iş yükünü arttırdı. Bunun suçlusunun çocuklarımız olduğunu düşünmüyorum. Bunun birçok iç içe girmiş sebepleri var. Bozulmanın bir ucunda yanlış devlet politikaları, yanlış eğitim yaklaşımları olduğu gibi çağın getirdiği şartlar da buna etki etti. İşte maarif yüz yılı bu olumsuz havayı bozmak için var.

Eğitim biliyorsunuz; bir fabrika değil. Yapılacak yatırım çok ileriki yıllarda karşımıza çıkabiliyor, ancak. Onun için maarif yüz yılı, unutulmaya çalışılan ya da unutulan değerleri çağın gereksinimleri içinde canlandırmak, tekrar insanlığı insanın merkezine koymak için yapılan çalışmalara ön ayak olmaktadır. Pozitif manada buna ihtiyaç vardı ve sonuç odaklı bakılıp haşlanmaması gereken bir yeniden doğumdur. Maarif yüzyılının bir ayağında aile bir ayağında eğitim-öğretim (okul) ve diğer ayağında ülkeyi yönetenler var. Bu apaçık böyledir. Bütüncül olarak bakılacak mes’eledir. Sorumluluk üzerimizdedir.

Aile kurumunda sağlam birlik olursa milletin, ülkenin, yönetimin kolay kolay sırtı yere gelmez.

Ahlaki duruşu manipüle etmenin yolu her zaman gençlerin deneyimlenmemiş hayatları üzerinden olur. Onları olumlu manada etkileyecek aile üyeleri değersizleştirilmeye çalışılırsa gençler ve çocuklar üzerinden istediklerini gerçekleştirebilen bir yapı meydana gelir. Kanlarının heyecan ile dolu olduğu zamanlarından istifade edilerek onları kolayca yönlendirebiliriz. Hiçbir reklam sahibi veya şirket, ticari kar, kendine fayda güden oluşum;  müşterisinin ve haliyle ona etki eden ailenin yerel, muhafazakâr tutucu olmasını istemez. Bilir ki aile bilinçlidir ve çocuğun dışarıdan yönlendirilmesi kolay olmayacaktır. Onun için bu durumdan çıkabilmemizin bir çaresi var. O da aileye önem vermek, aileleri bilinçlendirmek ve aile bütünlüğünü sağlayacak önlemleri alabilmek.

Kalabalıklar içinde bireyselleşmenin aşırı derece özendirilmesinin yaşandığı bu çağda insanlardan, birlikte yaşamanın getirdiği manevi gücü ve coşkun yaşayış halini hatırlayabilecek/hatırlatabilecek düzgün karakterli bireyleri ortaya çıkarıp onlardan bize yol gösteren olmalarını istemeliyiz ve onlara suiistimale açık olmayacak mihenkte değer vermeliyiz. Bilginin, bilimin, çağdaş medeniyet seviyesini tutturabilmenin yolu; bilim ve teknikten geçtiği kadar ahlaki değerlerin üstünlüğünden de geçmektedir ve onun içindir ki erdemli olmak bir ihtiyaçtır.

Editör: İsmail Şimşek