Feyyaz Şentürk – Eğitimde Paydaşların Sorumluluk Krizi: Öğretmenin Omuzuna Yıkılan Büyük Yalnızlık
Eğitim sistemleri doğası gereği çok seslidir; yönetim, aile, öğretmen, toplum ve politika yapıcılar aynı çemberin farklı noktalarında yer alır. Ancak Türkiye’de uzun süredir yaşanan temel sorun şu: Bu çemberde herkes konuşuyor, fakat çok az kişi sorumluluk alıyor. Çember genişledikçe yük merkezdeki kişiye, yani öğretmene biniyor. Eğitimdeki başarısızlığın faturası çoğu zaman sınıfın içindeki tek kişiye kesiliyor.
AİLE: ÇOCUĞUN İLK ORTAMI AMA SON SORUMLU GÖRÜLENİ
Bugün pek çok öğretmenin ortak gözlemi aynı:
Ailenin evde vermediği eğitimin bedeli okulda ödeniyor.
✓ Sınır koyma eksikliği,
✓ Ekran bağımlılığının yol açtığı davranış sorunları,
✓ Öz bakım becerilerinin tamamlanmaması,
✓ Aşırı korumacı tutumların çocuğu bağımlı hâle getirmesi…
Tüm bu başlıklar öğretmenin omzuna yükleniyor.
Aile ise çoğu zaman “müşteri veli” pozisyonuna geçiyor: yüksek talep, düşük sorumluluk.
Oysa eğitim üç ayaklı bir yapıdır: aile–öğretmen–okul.
Bir ayak eksik olduğunda çocuk hem akademik hem duygusal olarak yarı yolda kalır.
OKUL YÖNETİMLERİ: EĞİTİM LİDERLİĞİ YERİNE BÜROKRATİK RUTİN
Son yıllarda öğretmenlerin en çok dile getirdiği sorunlardan biri, yönetimlerin insan yönetimi yerine evrak yönetimine odaklanması.
Bürokratik yükler, rapor döngüleri, proje zorunlulukları ve prosedür baskısı; öğretmenin enerjisini sınıftan uzaklaştırıyor. Okul yöneticisinin görevi sadece bina düzenlemek ya da çizelge imzalamak değildir.
Liderlik, öğretmeni gören, dinleyen ve mesleki gelişimi destekleyen bir okul iklimi yaratmayı gerektirir.
Ne yazık ki pek çok okul hâlâ şu soruya sıkışmış durumda:
“Evrak tamam mı?”
Peki ya asıl sorulması gereken:
“Öğretmen iyi mi? Çocuklar öğreniyor mu? Okulun kültürü gelişiyor mu?
ÖĞRETMENLER: AĞIR YÜK, YÜKSEK SORUMLULUK VE TÜKENMİŞLİK TEHLİKESİ
Bu derginin okuyucusu olan öğretmenlere haksızlık etmek istemem; çünkü bu sistemin en ağır yükünü sizler taşıyorsunuz. Yine de profesyonel bir alan olarak eğitimi güçlendirmek için gerçekle yüzleşmek gerekiyor.
Öğretmenliğin sürekli yenilenme gerektiren bir meslek olduğunu kabul etmeliyiz:
✓ Mesleki gelişimi takip etmek,
✓ Farklılaştırılmış öğretimi uygulamak,
✓ Teknolojiyi pedagojik amaçla kullanmak,
✓ Davranış yönetiminde bilimsel yöntemlere yönelmek,
✓ Okul-aile iş birliğinde aktif olmak…
Bu başlıklar sadece sistemin değil, mesleğin gereğidir. Öğretmenin yalnızlığı gerçektir fakat mesleki sorumluluğu da bir o kadar önemlidir.
MERKEZİ YÖNETİM: SÜREKLİ DEĞİŞEN POLİTİKALARLA OLUŞAN ÖĞRENME BOŞLUĞU
Müfredat güncellemeleri, proje furyaları, pilot uygulamalar, kısa vadeli stratejiler…
Eğitim politikaları istikrarı kaybettikçe öğretmenin rehberliği zorlaşır, öğrencinin öğrenmesi bölünür.
Her yıl değişen uygulamalar, öğretmenin pedagojik tutarlılığını zedeliyor:
• Aynı dönem içinde farklı yazıların gelmesi,
• Okula göre değişen yorumlar,
• Öğretmeni “kayıt tutucu”ya dönüştüren raporlama kültürü,
• Uygulaması olmayan ama vitrine konan projeler…
Bu kadar çok değişkenin olduğu bir ortamda, çocuklar uzun vadeli eğitim kazanımlarını tamamlayamıyor.
SENDİKALAR: EĞİTİMİN GERÇEK GÜNDEMİNİ KAÇIRAN SÖYLEMLER
Sendikalar öğretmenlerin kolektif gücünü yansıtması gereken yapılardır; ancak Türkiye’de çoğu zaman çeşitli ideolojik ve politik söylemlerin arka planında kalıyorlar.
Öğretmenler;
• Liyakat,
• Çalışma koşulları,
• Ekonomik refah,
• Mesleki saygınlık gibi temel sorunlarla boğuşurken,
sendikalar üye kazanımına odaklanan yarışın içinde.
Eğitimin gerçek gündemi; çocuğun öğrenmesi ve öğretmenin refahıdır.
Bunun dışında kalan her tartışma öğretmeni yalnız bırakır.
TOPLUM: EĞİTİM ÜZERİNE EN ÇOK KONUŞAN, EN AZ EMEK VEREN PAYDAŞ
Sosyal medya kültürü, uzmanlık illüzyonu yarattı.
Herkes eğitime dair bir şey söylüyor ama çok az kişi eğitimsel davranış sergiliyor:
✓ Kitap okuma kültürünün zayıflığı,
✓ Öğretmene yönelik artan saygı erozyonu,
✓ Aile içi iletişimde çocuk merkezli dilin eksikliği,
✓ Erken çocukluk eğitiminin öneminin bilinmemesi…
Toplum eğitim için ne kadar az çaba harcıyorsa, öğretmen o kadar çok yük taşıyor.
YENİ BİR EĞİTİM KÜLTÜRÜ MÜMKÜN MÜ?
Evet, mümkün.
Ama bunun için her paydaşın kendi sorumluluğunu yeniden tanımlaması ve yerine getirmesi gerekiyor.
Aile, tutumlarını gözden geçirmeli.
Yönetici, liderliğe yönelmeli.
Öğretmen, mesleki gelişimi sahiplenmeli.
Bakanlık, istikrarlı politika üretmeli.
Sendikalar, öğretmenin gerçek sorunlarına dönmeli.
Toplum, eğitim bilinci geliştirmeli.
EĞİTİMİN YÜKÜ ORTAK, SORUMLULUĞU DA ORTAK OLMALI
Bu ülkede nitelikli bir eğitim kültürü oluşacaksa, bunun merkezinde öğretmen olacaktır.
Ama öğretmeni yalnız bırakan bir yapıyla bu mümkün değildir.
Paydaşlar görevini yapmadıkça, öğretmenin omzundaki yük adaletsizce büyümeye devam edecek.
Ve hiçbir sistem öğretmeninin tükenmişliğini taşıyamaz.
Editör: İsmail Şimşek