Rize, Pazar, Vali Erdal Ata Ortaokulu

Bir varmış, bir yokmuş. Eren, Seda ve Elif adında üç arkadaş varmış. Bu üç arkadaş okullarını ve kitaplarını çok severmiş. Bir gün dersteyken sosyal bilgiler hocaları onlara: “Çocuklar, şimdi miraslarla ilgili bir ödev vereceğim.” demiş.

Seda: “Ne hocam?” diye sormuş.

Hoca: “Sizden en eski ama dayanıklı olan bir kütüphaneye gidip oradan eski bir kitap getirmenizi istiyorum. O kitap tarihi bir nesne olduğu için dersimize örnek olacak. Bu sayede konumuzu örneklerle öğreneceğiz. Tabii ki kitabı bulup getirene 100 puan!” demiş.

Yüz puanı duyan öğrencilerin gözü fal taşı gibi açılmış. Ama en çok da üç arkadaşı sevmeyen Mert’in… Okul zili çalınca herkes evine dağılmış. Ertesi gün okula geldiklerinde üç arkadaş toplandılar ve konuşmaya başladılar:

Seda: “Yüz puanı duydunuz. Hemen eski bir kütüphanede eski bir kitap bulmamız lazım.”

Eren: “Onu biz de biliyoruz da şimdiki işimiz eski bir kütüphane bulmak. Kocaeli’de eski kütüphane var mı ki?”

Seda: “Haberlere bakalım!”

Elif: “Hangi haberden bakacağız?”

Eren: “O iş kolay.”

Onlar konuşmayı bitirdikten sonra zil çaldı. Hoca sınıfa girdiği an Mert: “Hocam!” dedi.

Hoca: “Efendim oğlum?”

Mert: “Hocam, ben dün verdiğiniz ödevle ilgili eski kütüphane bulmak için dijital haberlere bakmak istiyorum. Hangi gazete haberine bakmalıyım?”

Hoca: “Hürriyet Gazetesi’ne bak, orada bulursun.”

Mert: “Teşekkürler hocam.”

Mert’in haberlere bakacağını duyan üç arkadaş çok şaşırdı. Azıcık şüphelenseler de yine de umursamadılar. Hoca etkinlik yaptırırken zil çaldı ve üç arkadaş dışarı çıktılar.

Seda: “Aklım almıyor. Mert bizim yapacağımızı nasıl bildi?”

Eren: “Bizi takip mi ediyorlar acaba?”

Elif: “Aman sen de soru soru! Sorular senin anan mı?”

Güldüler ve zil çalınca sınıfa girdiler. Ama sınıfa girdiklerinde Mert’in arkadaşı Hamit: “Hocanın randevusu varmış, gitti arkadaşlar; ders boş!” dedi.

Hocanın gitmesine üç arkadaş ve sınıftaki Yağmur sevinmemişti. Hocanın işi uzun süreceğinden ve dört gün gelmeyeceğinden dolayı eve gittiler ve dört gün okula gitmediler. Okula gitmemeyi fırsat bilen üç arkadaş, hemen birbirlerini aradılar.

Seda: “Hadi arkadaşlar, hemen hocanın dediği gazeteye bakmalıyız.”

Eren: “Ben bakarım, siz bekleyin.”

Seda ve Elif de kabul edince Eren aramaya başladı. En az 30 dakika baktıktan sonra kütüphane ile ilgili bir haber buldu.

Eren: “Buldum!”

Elif: “Kütüphaneyi mi?”

Eren: “Evet! Hadi şimdi ailenizden izin alıp yarın gidelim.”

Seda: “O kadar erken mi?”

Eren: “Hadi naz yapma.”

Kabul ettiler ve telefonu kapattılar. Onlar sevinirken Mert ve Hamit’in de aynı gazeteye baktığını unutmuşlardı. İki grup da yarın gitmeye karar verdi.

Her iki grubun anneleri de izin vermişti. Mert ve Hamit oraya çok erken gelmişti. O sırada Mert ile Hamit konuşuyorlardı:

Mert: “Bak şimdi. Biliyoruz ki onlar kitabı önceden alırsa biz 0, onlar 100 alır. Benim bir planım var.”

Hamit: “Ne peki?”

Mert: “Biz erken geldiğimiz için onları bekleyeceğiz. Geldikleri an, önceden açılan çukurun içine atacağız. Sonra da hemen kaçacağız.”

Hamit: “Tamam da yaptığımız kötü bir şey değil mi?”

Mert: “Hayır. Biz 100 puan almak için can çekişiyoruz, sen burada bana ‘yaptığımız kötü’ diyorsun. Onlar mı 100 alsın?”

Hamit: “Tamam tamam. Ama yakalanırsak suçlusu sensin.”

Mert: “Tamam. Neyse şimdi başlayalım.”

İki arkadaş hemen işe koyuldu. İlk önce onlara görünmeden çukuru bulup biraz daha kazdılar. Sonra da gelmelerini beklediler. Onlar beklerken üç arkadaş geldi.

Seda: “Sonunda girişi bulduk.”

Elif: “Tamam, artık vakit kaybetmeden içeri girelim.”

Eren: “Tamam.”

Üç arkadaş içeri girip odaları gezmeye başladılar. Beş dakika sonra kitapların olduğu yeri buldular. Buldukları an eski kitap aramaya başladılar. Tam da çukurun olduğu yere geldiklerinde;

Mert: “Sonunda geldiler. Hadi Hamit, it onları!” dedi.

Hamit korku içerisindeydi. Kendine zorbalık edildiğini düşünüyordu. Bunu 100 puan almak için değil, bir an önce yapıp evine gitmek istediği için yapıyordu. Endişeli bir sesle: “Tamam.” dedi. Daha sonra aşağıya indi ve GÜÜÜÜÜM! diye bir ses geldiği an Hamit ile Mert hemen kaçmaya çalıştılar. Kaçacaklardı ama kaçamadılar. Bilmiyorlardı ki bugün pazartesiydi; yani görevlilerin kontrol günüydü. Görevliler gelince;

Güvenlik: “Ne yaptınız çocuklar! Burada neler olmuş?” dedi.

Mert tam: “Aslında…” diyecekti ki;

Hamit: “Ben anlatayım. Bu arkadaş 100 puan almak için beni zorla görevlendirdi ve yerdeki üç arkadaşı bana zorla çukura attırdı.” dedi.

Mert: “Ne! Yalancı, senin planındı!”

Görevli: “Sus! Çocuğa zorla kötü bir görev vermişsin. Hemen benimle karakola geliyorsun.” dedi.

Hamit derin bir nefes aldı. Hemen görevlilerle beraber arkadaşlarını derin çukurdan çıkardı.

Görevli: “Aferin çocuk. 100 puan almak yerine arkadaşlarını kurtardın.” dedi.

Hamit: “Teşekkürler Güvenlik Bey.”

Üç arkadaş hastaneye kaldırıldı; neyse ki durumları iyiydi.

İki ay sonra okullar tatil oldu. Üç arkadaş olayı unutmuş, mutlu mutlu oyun oynuyorlardı. Olay gazeteye çıkmıştı; Mert’in ailesi de para cezası almıştı. Artık düğüm çözülmüştü. Herkes mutluydu ve hayat devam ediyordu.