Rize, Güneysu, Güneysu Okulları

“Dünyanın en uzun hüznü yağıyor,
Yorgun ve yenilmiş insanlığımızın üstüne.” diye başlamıştı Erdem Bayazıt, Kar Altında Hüzün Denemesi şiirine. Tabiatın en müstesna hali Hz.İnsan’a raptedilen en masum duyguyla cem ediliyordu. İnancımızda, sohbetimizde, acımızda, neşemizin bir şubesi olan hüzün usulca gökyüzünden adımlarımızla kirlettiğimiz kaldırımlara düşerken nasıl bir mana ile satırlar arasında kendine bir yer arayan insanın yüreğine tutuşturuluyordu? Sahi kar usulca yağmıyor muydu sizin pencereden bakınca karşıki yamaçlara?  Sarı sokak lambalarına uzunca bakıp sabahlara kadar dilimiz lâl kesilmiyor muydu? Senede belki bir gün omuzlarımıza düşen karları hayretle izlerken içinizdeki çocuk sevincinizle akran değil miydi? Oradan, pencerelerine kuşların bile uğramadığı o sokaklardan bir ses gelmiyor muydu size de?  Sonbaharın son anlarında usulca esen yeller kulağınıza en mahrem sırları fısıldamaz mıydı? Biliyorum, hepiniz telaşsız bir sükutla “evet” diyorsunuz bana. Evet, şimdi yorgun insanlığımızın mahrem, berrak duygularıyla bir diriliş şarkısı mırıldanıp yürüyorduk adını bilmediğimiz o münzevi sokaklarda. Bu sefer yenilmiş olarak değil, tufanlardan sıyrılmış günlerin hüznüyle ayağa kalkıp, her soluğumuzda umudu bir cevher gibi sakladığımız o saadet evreninde bizleri bekleyen muştuların arifesindeydi gönlümüz.

Artık mevsim kış, paltolarımız hüznümüz kadar uzun değil. Gökyüzünden Hz.İnsan’ın kalbine damlayan dünyanın en uzun hüznü tan vaktinde esen, ruhumuzu iyileştiren o serin rüzgarların rayihalarına emanet.
Yağmurlu bir akşamüstünde “penceremizden semalara uzanır, ne varsa saklı kalan yüreğimizde” diyerek bu mevsime, dünyanın en uzun hüzünlerinin kayda geçtiği Aralıklara sımsıcak bir merhaba diyoruz. Merhaba, avuçları üşüyen çocukların el değmemiş berrak ve saf günleri.

Merhaba, kalemlerin tertemiz sayfalara esir kılındığı senenin en uzun gecesi..

Editör: İsmail Şimşek